İlkler..

Murat karar vermekte hep zorlanıyordu, yaşamı boyunca bu böyle süregelmişti. Fark etmez en çok kullandığı ama bir o kadar da kullanmaktan nefret ettiği bir cevaptı. Şimdi ise elindeki kalemi oynuyordu. Yazmanın en temel ve en has kuralını unutmuştu. Düşünmemeliydi, ilk kelimeyi yazdıktan sonra gözlerini kapatmalı, kalemin özgürlüğü üzerindeki kısıtlamasını kaldırmalıydı. Bunca senedir onu başarılı yapan da buydu zaten. Düşünmeye ara verdi ve kalemle oynamayı bıraktı, kalem tutan eli kağıda yaklaştıkça sanki kalem canlanıyor, Murat’ı arka plana atıp kalem, kalemin hükmettiği el ve kağıttan yeni bir dünya oluşturuyordu.

Ve kalem başarılı oldu..

“Çocukların büyümesi, her geçen gün daha farklılaşmaları her anne babayı olduğu gibi Can’ın ailesini de şaşırtıyordu. Daha dün gibiydi, onu ilk kucaklarına alışları, o saç olmayan kafasını okşamaları, ilk gazını çıkartmaları, ilk ayağını elleriyle ölçmeleri, annenin Can’ı ilk kez emzirmesi, ilk kez emeklemesi, ilk gülümsemesi, ilk kahkaha atması, ilk bezini değiştirmeleri, ilk o pis bez kokusuna direnme çabaları.. Bu ilkler o kadar çoktu ve hepsi o kadar özeldi ki aile bunlarla sonsuza kadar mutlu olabilirdi. Can ise “hayır, daha yapacak çok işim ve çok işiniz var yahu” mesajını her gün farklı bir şekilde ailesinin gözüne sokuyordu. Aile ise her sabah uyandıklarında yeni bir şeyler bekliyordu.

Bu sabah ise Can ailesi için değil ama ailesi onun için sürprizler hazırlıyordu. Aile daha geçen gün çıktıkları alışverişte bunun için hazırlanmıştı. Can’ın doğum günüydü. Aile kendi doğum günlerini zerre önemsemezken bu gün için hazırlanıyorlardı. Baba var nefesiyle balonları şişiriyor, anne ise süsleri odaya asıyordu. Can için farklı bir dünya yaratıyorlardı, sanki her şeyin şekerden olduğu bir dünya. Misafir çağırmamışlardı; çevrelerindeki onca insandan bu anın özelliğini paylaşmak isteyecekleri kimse yoktu. Balonların hepsi şiştiğinde baba Can’ı, anne ise pastayı getirmeye gitti. Pastada bir mum vardı ve o tek mum Can’ın sahip olacağı yaşamı özetlercesine büyük bir heyecanla yanıyordu. Can odaya girdiğinde ise gülümsemişti, o evde gezmediği yer olmadığını düşündüğü halde babası onu rengarenk bir gizli odaya getirmişti ve o görüntü hafızasına kazınmıştı, sonraları ise canı ne zaman sıkılırsa o odayı gözünün önüne getirip ilk gördüğü andaki gibi gülümseyecekti.

Baba Can’ı pastanın karşısına oturttu. Can gülümsemeye devam ediyordu, önündeki anlam veremediği nesneden bir sıcaklık geliyordu. Elini yaklaştırmaya çalıştığında, annesi bir anda “cıss” dedi, Can ise hemen anladı, onun elini değdirmemesi gereken bir şey olduğunu. Mum yanmaya devam ediyordu. Can yerine bu sefer için annesi dilek dilemişti ama üfleme işini gene Can’ın yapmasını istiyorlardı. Anne ve baba Can’a üfle dediklerinde bu sefer aile Can’ın kendileri için hazırladıkları sürprizle karşılaştırlar. Can hemen üflemişti mumu, mum ise Can’ın istediğine uymuş ve sönmüştü. Ailesi Can’ı alkışlarken, Can da onları taklit edip alkışladı. Can ve ailesi gerçekten mutluydu..”

Murat sigarasını aradı, sigarası uzun süreden sonra gülümseyen dudakların arasına giriyordu. Murat da uzun süreden sonra bir şey yazarken bu derece mutlu olduğunu hissetti. “Nice senelere Can” dedi kendi kendine ve sigarasını söndürdü..

Reklamlar
Published in: on Ağustos 23, 2009 at 9:57 pm  Yorum Yapın  

The URI to TrackBack this entry is: https://dambil.wordpress.com/2009/08/23/ilkler/trackback/

RSS feed for comments on this post.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: